colour style colour style colour style colour style
Anasayfa > Röportajlar > SERHAT MÜTİŞ
SERHAT MÜTİŞ PDF Yazdır E-posta

Sitemizin değerli üyelerinden ve at sahibi Serhat MUTİŞ ile yapılan Röpörtajımız

Öncelikle Serhat bey bize biraz kendinizi tanıtırmısınız ?

29 Ekim 1972 yılında doğdum. Doğma büyüme Ankara'lıyım, üniversite yıllarımda Ankara'da geçti. 1995 yılında ODTU İktisadi İlimler Fakültesi İktisat Bölümü’nden mezun oldum. Askerliğimi bitirdikten sonra Amerika'ya San Diego'ya gittim ve master yaptim. Türkiye'ye döndükten sonra bir süre bankacılık , bir süre de tekstil sektörlerinde çalıştım. Şimdi kendi kurduğum şirketimde serbest olarak çalışıyorum.

Yüreğinizdeki at sevgisi ne zaman ve nasıl başladı ?

Benim at sevgime neden olan kişi babamdır.1977’li yıllarda babam beni alır, Ankara'da şu an stadın yanında bulunan hipodroma götürürdü.İsimler hoşuma giderdi, kendimce at tutardım. Genellikle de sadece isminden hoşlandığım atlar fotolardı. Derken 90’lı yıllarda yetiştiriciliğe başladık. Bayram ekürisi çok yakın aile dostlarımızdı. Rahmetli Emrullah Bayram'la birlikte, o zamanın müthiş atlarını yetiştirdik. KanCanSan, Dinçerbey, Rikardo, Mutişcan, Mutişkan, derken isimler devreye girdi ve Serhat 72, Ercan77, Thornberry'nin sahibi ablam Özlem Mutiş (Serezli) için koyduğumuz Özlem 68, ve böyle gitti. Ta ki bir İstanbul yarışı için Rahmetli Emrullah ağabey ve büyük oğlu Erkan Bursa'dan yarış için yola çıkana kadar O gün Orhangazi civarında trafik kazası geçirdiler ve ne yazık ki ikisini de kaybettik. Bu vesileyle onları saygıyla anıyorum. Bu olay bizi etkiledi ve Emrullah ağabeyin eşi Nazmiye Bayram yavaş yavaş atları tasfiye etti. Fakat bu ara yaklaşık 6-7 sene surdu daha sonradan tekrar üç kısrak alarak yetiştiriciliğe başladık. Şu an Mart ve Nisan aylarında doğacak taylarla birlikte toplamda 23 atımız olacak.

Atçılık planlarınızı ve hedeflerinizi öğrenebilirmiyiz ?

Her atçının hedefi tabiki en üst düzey yarışları kazanmaktır. Bu benim de hayalim. Ama bu sadece maddi ve manevi tatmin sağlayacak. En büyük hayalim içerisinde modern bir ekipman, personel bulunan, kendi yetiştirmemi kurabilmek. Bunu başarabilmek için adımlarınızı ufak ufak ancak seri atmalısınız. Bu yüzden elimde bulunan tayları azaltmak istiyorum. İlk aşamada, küçülerek büyümek ve bu büyümeyi sağlam temeller üzerine yapmak istiyorum. Oysa şu an pansiyon haralarda bulunan kısraklarla yetiştirdiğim tayları koşuyorum, bunların yetiştirmesini de %100 olarak kendim yapmak en büyük hedefim. Bunu yapabilmek için sistemin aksamadan çalışıyor olması gerekiyor. Gerek lokasyon, gerek ekipman gerekse bilgili personel bu işin yapı taşı. Teknolojiyi yakından takip etmek de çok önemli, bu doğrultuda ileride atacağımız adımların planlarını oluşturuyoruz.

Ekürinizin atlarından Thornbery ile ilgili düşünceleriniz nelerdir ?

Ekürinin her atı benim için aynı. Anatolian Boy benim için ne ise Thornberry de o... 1 yaşında olan ve adını sondüzlükteki ekürilerimin koyduğu Sırra Kadem, adımı taşıyan ve bu sene 3 yaşlı start alacak arap tayım Serhatım hepsi aynı. Yani siz 2 çocuğunuzu birbirinden ayırır mısınız? Buda benim için öyle. Ancak dip not olarak söyleyeyim; Thornberry bir attan çok yaramaz bir ev köpeği gibi. Çok akıllı olduğu için Thornberry'i koşturmak oldukça zor. Akıllı bir atın 23 saat kapalı kalıp, tüm gücünü yarışa vermesi mantık işi değil. Thornberry de bunu biliyor, bu yüzden bizi çok zorluyor.
Bununla ilgili bir anımı anlatayım; biliyorsunuz yarış öncesi atlara su verilmez yine bir yarış öncesi Thornberry'e su vermeyi kestik, yarıştan 4 saat önce ahırın kapağını açtık Thornberry kafasını çıkardı, tabii yarışa koşacağını hissediyor. Bir bize bakıyor bir de ahırının içinde bulunan musluğa.. Resmen bize gözleriyle musluğu gösteriyor. Derken biz şiştt piştt dedik ve kapağı kapattık.Yarıştan 2 saat önce eğerlemek için kapıyı yeniden açtığımızda musluğun altında bulunan boruları ağzıyla söktüğünü gördük.Lıkır lıkır içmiş suyu bizim yaramaz.Bu yüzden artık yarış önceleri musluğunun alt borularına yaklaşmasın diye çalı çırpı koyuyoruz. Zaten ahırını görseniz tam bir sirk atı gibi. Her yerinde bizim kurallarımıza uysun diye bir önlem var.

Dipnot: Gittim,gördüm;aynen birebir doğru..

En çok hangi yarışı kazanmak istiyorsunuz ?

Aslında kazanmaktan çok Gazi koşusunu iddialı olarak koşmak istiyorum. Kazanırsın kazanamazsın orası ayrı. Kazanırsan çok büyük bir hayal. Bu fırsatı My Guest'le elde ettim ama mesafe ve pist şartlarını düşündüğümüz için o yarışı koşmadık. Hiç bir atımı koşmak için koşmam.Bu Gazi için de geçerli. At öyle bir varlık ki, gelemediğini biliyor. Hiç bir atı boşuna zorlamamak ve üzmemek lazım. Uzun lafın kısası, açık yarışların hepsi birbirinden heyecan verici,ama en üst düzey tabii ki Atatürk 'ün adına koşulan Gazi Kupası Koşusu, bir festival ve sadece 3 yaşlı taylara özel.

En çok beğendiğiniz at ve jokey kimdir ?

Ben en çok sprint atıp yarış alan atları seviyorum. Yani siz bir atı tutuyorsunuz ve son 200 olmuş hala ortada yok ama bir anda tüm atlar duruyor o ok gibi fırlıyor. İşte bu benim en beğendiğim at daha doğrusu koşma biçimi. Ancak en beğendiğim at potoyu en önde geçendir diyen de olabilir.
Ben daha çok Sabırlı, Ribella ikilisini seviyorum. Onların mücadelesi her zaman benim için bir numara. Kim birinci kim ikinci önemli değil. Önemli olan hırsla sprint atmaları. Jokeylere gelince amatör ruhla çalışan ve koşanlar en sevdiklerim.Ahmet Atçı gibi çalışkan Tınay Adışen gibi yetiştirici,Karataş gibi tecrübeli biri...Elbette ki şu an yok ama Ekrem Kurt'un dedigi gibi; “her yarışta aynı heyecanı duyan kişiler” favorimdir. İlla ki söylemek gerekirse Halis Karataş diyeyim o zaman. Yarış içinde kafasında A planı, B planı barındırdığı için ve insiyatif aldiği için...Temposunu her 200 direğinde biliyor; bu çok önemli.

Herkesin gönlünde bir aslan yatar sizin ekürinizin içindeki atlardan gönlünüzdeki yatan aslan kimdir ?

Sırra Kadem. Neden diyecek olursanız; son düzlüğe mal olduğu için seviyorum.

Sondüzlük.com ile ilgili düşünceleriniz nelerdir ?

Çok büyük çıkış içinde ve çok daha iyi yerlere gelecek.Bir çok kişinin aktif olmadan takip ettiğini biliyorum. Her türlü bilgiyi bu sitede bulabilirsiniz. Bu potansiyeli iyi kullanmak lazım. Bu site sayesinde sektörün her yerine düsüncenizi iletebilirsiniz. Daha da iyi yerlere gelecek. Ancak biraz daha sabır gerekiyor. Henüz emekleme aşamasını yeni tamamlıyor. Sitenin tüm katılımcılarının desteğiyle büyük isler başarabileceğimizi düşünüyorum

Sanatçıların atçılık camiasına girmesini nasıl değerlendiriyorsunuz ?

Sektörümüz açısından reklam boyutunda yüzde yüz etkili. Ne kadar fazla kişiye duyurursak o kadar avantaj sağlarız. Bu yüzden TJK Yönetimi’nin yaptığı en büyük doğrulardan biri yürüttüğü reklam kampanyaları ve bu doğrultuda sanatçılara at hediye ediliyor. Ancak sanatçıların bu işe girerken çok iyi düşünmeleri gerekiyor. İbrahim Tatlıses'in iyi bir tay alıp Gazi kazanacağım demesi oldukça komik bir yaklaşım. Çünkü at yarışı diğer hiç bir sektöre benzemez. Yemek şirketi, otobüs firması, televizyon, radyo satın alabilirsiniz. Bunlara çok büyük yatırım yapıp başarı sağlayabilirsiniz. Ama yarışta her şey bir yere kadardır. Son anda oktan yay çıkar ve starting box'ta yanlız atınız ve jokeyiniz kalır. Bu yüzden bu işi kesinlikle para için değil mutlaka amatör ruhla yapmanız gerekmekte.Yoksa sektör sizi dışarıya atar. Vehbi Koç bu işe girer ve çıkar. Çıkarken dediği laf aynen şudur: "Bunlar altın yiyor bok sıçıyor”

Atçılık son zamanlarda bazı sıkıntılar yaşıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz ?

Bir dönem sahaya haddinden fazla at geldi. Bu yaklaşık 1995 yıllarına denk geliyor. Enflasyonun yüksek olduğu ortamda para parayı yaratırken bu tip kazançlar sağlayanlar önünü göremeden limitin üzerine çıktı. Dolayısıyla sayı artarken kalite de düştü. Bunun üzerine faizlerin düşmesiyle havadan kazanç bitti, kadrolar şişti, ahırlar yetersiz kaldı. İnsanlar giderlerini büyük ölçekte faiz gelirleriyle subvanse ederken bu imkan ortadan da kalkınca atçılık büyük bir darboğaza girdi.
Simdi tek gelir ve kazanç kaynağı yetiştirici için koşu kazanmaktır.Bu darboğazın da dönemsel olarak aşılacağı aşikar. Son 2-3 senede yetiştiricilerin yaptığı çekim adetleri bunu doğruluyor. Eskiden kuraya kalan çekimler yaşanırken şimdi bir kaç baş aygır dışında talep oldukça az. Bu da nispeten sayının azalmasını getirecek, kalitesi az olan atların da sahada doğal yollardan diskalifiye olmasıyla bu dip seviyeden kurtulacağız.Tüm bunların yanında kesintilerin de devlet tarafından azaltılması gelirleri artıracak ve atçılık yine cazip duruma gelecek.

Son olarak yarışseverlere söylemek istediğiniz bir şey varmı ?

Yarışseverlere şunu söylemek isterim; Bu sektörün gerçek sahibi onlardır. At sahipleri, jokeyler, antrenörler, TJK Yönetimi hepsi gelip geçicidir. Bu sektör ayakta kalacaksa kendisine duyulan ilgiden olacaktır. Bu ilgi para kazanmak öncelikli amaç olacaksa sonuç vermez, bu yüzden kesinlikle bu düşüncede olmasınlar. Bütçelerinin ufak bölümüyle yaptıkları bahis en güzel bahistir. Bir insanın altılısı yatsa bile tuttuğu bir atın aralardan sıyrılıp gelmesi kadar manevi haz veren başka ne olabilir ki?Elbetteki her sektörde olduğu gibi zaman zaman atçılıkta da olumsuz yönler olacaktır. Bunların en aza indirilmesi için tüm birimlerin iyi niyetle çalışması gerekiyor.
Bu yüzden "aman dikkate alınmaz" diye kimse düşünmesin, bir sıkıntı varsa dile getirsin. Atçılıkta maalesef dünyanın 3. sınıf ülkesi durumundayız. Bir an önce radikal önlemler alarak bu seviyeyi layık olduğu noktaya çıkarmak gerekiyor. Orta Asya’dan at üstünde gelen, inbreeding açısından 3 adet aygırın biri Türk kanı taşıyan değerlerimizin daha üstte olması gerekiyor. Bu da ancak ata duyduğumuz sevgiyi, olumlu eleştirilerle birbirimizi daha doğruya sevk ederek mümkün olur.


Serhat Mütiş'e bu röportaj için çok teşekkur ederiz.

Röpörtaj:Olcay AYTAÇER

Image

 

Yorum ekle

Yorumlarınız Türk Ceza Yasası ile genel örf, adet ve ahlaki değerlerimize uygun olmalıdır. Üye olmayanların yorumlarındaki bazı özellikler kısıtlıdır.


Güvenlik kodu
Yenile