colour style colour style colour style colour style
Anasayfa > Röportajlar > ÖMER MOROVAOĞLU
ÖMER MOROVAOĞLU PDF Yazdır E-posta

Image

- Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

1968 İzmir doğumluyum. O zamanki adıyla 9 Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Akademisi İktisat Bölümü mezunuyum. Yaklaşık 10 senedir İstanbul'dayım ve Doğan Medya Grubunda çalışıyorum. Bunun son 8 senesi, Fanatik Gazetesi at yarışı editörü olarak geçti. 9 yıllık evliyim, 6 ve 1 yaşlarında iki kız çocuğum var.

- Atlarla tanışmanız nasıl oldu ve bu at sevgisi nasıl başladı ?

Aslında bu sevgim atlara özel değil, gerçek bir hayvanseverim. İzmir'de Şirinyer'e giderken Nato'nun bulunduğu yerde bir futbol sahası vardır. Gençlik yıllarımda orada amatör takım idmanları veya hafta sonları maç yapardık. Yarış olduğu günlerde ise arkadaşlarımla birlikte seyretmeye giderdik. 15-16 yaşlarında başladı at yarışı merakım. Amatörce takip ettim yıllarca, tabii o yıllarda lise dönemi, ardından üniversite ve futbol yaşantım da vardı. Yine de at yarışlarından uzak kalmamaya çalıştım. Yani hem at sevgisiyle, hem de yarışlarla tanışmam o yıllara rastlar. Dayımın bir arkadaşının atları vardı o senelerde, bir gün hep birlikte ahırına gittiğimizde çok yakından görme olanağı bulmuştum atları ilk kez. Ve o bakışı, atın güzelliği, yakınlığı beni gerçekten etkilemişti.

- Fanatik'te at yarışlarıyla buluşmanız nasıl oldu ?

Üniversite döneminin ardından askerden döndükten sonra asıl amacım hesap uzmanlığı sınavlarına hazırlanmaktı. Fakat o günkü şartlar, benim yolumu Marmaris'e ve yerel bir gazeteye düşürdü. Marmaris'te sevgili ağabeyim Güngör Sayarı ile tanışma olanağım doğdu. Marmaris'te rahat bir çalışma ortamım olduğu için her gün fırsat buldukça bayisine gidip atçılık ve at yarışları hakkında konuşur, bilgilerinden faydalanırdım. Benim de at yarışlarına karşı olan tutkumu bildiği için bir gün bana 'Seni İstanbul'a göndersem gider misin? Cesaretin var mı?' diye sordu. O sıralar Fanatik Gazetesi çok yeni bir ürün, 7-8 aylık bir geçmişi var. Önce şaka yapıyor sandım, bozuntuya vermeden 'Giderim Abi, neden gitmeyeyim' dedim. Aradan 2 gün geçti ve bana 'Hadi bakalım, İstanbul'da seni bekliyorlar' dedi. Çok şaşırmıştım. Güngör Abi yılların gazetecisi. Önceki dönemlerde anında çalışan genç iş arkadaşları, Fanatik'te birer yönetici konumunda, ricasını kırmıyorlar. Sonuçta atladım geldim İstanbul'a. Önce operatör olarak görev aldım, Fanatik Basket'te ve Fanatik'in içinde. Belirli bir süre sonra at yarışı sayfalarının operatörlügünü yapmaya başladım. Abdullah Abi (Doğan) sayesinde yavaş yavaş camianın içine girmeye, hipodromun yolunu öğrenmeye başladım o aralarda. Tabii bunların geçiş ve ısınma dönemi olduğunu sonra anladım. 7-8 yıl önce de, at yarışlarının en popüler olduğu zamanlar, yarışlar haftada 6 güne çıkmış, 7 günün planları yapılıyor. Bir gün yöneticimiz beni çağırdı. 'Artık içimize girdin, yeterince ısındın. At yarışı editörlüğü görevini yapabilecek misin?' diye sorduğunda hiç düşünmeden kabul ettim. Güngör Ağbi'nin beni neden gönderdiği de 2 yıl sonra bu olayla ortaya çıktı. O günden beri de hem kendimi, hem gazetemin içeriğini geliştirmek için elimden geleni yapıyorum.

- Türk yarışçılığını nasıl buluyorsunuz ?

Ben bu konuya atçı olmadığım için, gazeteci gözüyle yaklaşacağım. Yarışsever açısından bakarsak, Türkiye'de yarış oynayan insanlar, en ufak bir şüphelerinde topu TJK'ya atıyorlar. Daha koşularla ilgili karar verme yetkisinin kimde olduğunu, TJK'nın konumunu bilmiyorlar. Bizde at yarışları bir spor müsabakasından çok, ekonomik bir yatırım ve kazanç aracı olarak görülüyor. At yarışlarını, sadece at yarışı olduğu için seyreden bir kesim de vardır, ilgiyle takip eden. Ama büyük bir çoğunluk işin üç-beş kısmında. İşte bu yüzden medya da işin üç-beş kısmına yükleniyor ve at yarışlarını gelişmiş ülkelerdeki gibi toplumsal bir spor haline getiremiyor. Ülkenin ekonomik, sosyal ve kültürel yapısı - maalesef- buna müsait değil. Uzun bir süre de böyle gider diye düşünüyorum. Çok kısa bir süre önce Dubai'de yapılan Dubai World Cup Meeting'ini hep birlikte izledik. Artık at yarışları vizyon sahibi ülkelerin turizmine, ülke ekonomisine büyük katkılar sağlayan bir spor dalı ve uluslararası tanıtım aracı. Bunu görememek için kör olmak lazım. Bazı şeylerin temelleri atılmaya başlandı. Umuyorum bu çalışmalar ciddi bir şekilde devam etsin. TJK, atçılıkla ilgili sivil toplum örgütleri ve medyanın bu konuların üzerine daha kesin ve ciddi gitmesi halinde devletin de destek vermesiyle at yarışları bugünkü bulunduğu yerden çok daha iyi yerlere gelecektir bence, hem ülkemizde hem de uluslararası alanda. Özellikle Antalya'ya yapılması planlanan hipodromun ve burada yapılması muhtemel enternasyonel koşuların, bizim açımızdan çok faydalı olacağını düşünüyorum. Ayrıca genç nesile, üniversite gençliğine bu sporu sevdirmek gerektiğini de eklemek istiyorum.

- Kesintilerin azaltılması yarışçılığımıza nasıl bir etki yapar ?

Bu konuda TJK Yönetim Kurulu Başkanı Umur Tamer ile yakın tarihte bir röportaj yapıp, aynı soruyu ben de kendisine sormuştum. Kesintilerin azaltılması, öncelikle yarışsever üzerinde psikolojik olarak olumlu etki yaratacaktır. İkramiyenin artması demek, kazanmak için daha çok oynamak demek. Daha çok oynamak demek, dağıtılacak ikramiyenin daha da artması demek. Yani birbirine paralel olarak artan bir olgudan sözediyoruz. Kesintilerin azaltılması kısaca, oyun miktarının artması, buna bağlı olarak dağıtılacak ikramiyenin artması, TJK'nın alacağı hissenin artması demek. Yakın zamanda interaktif oyuna da geçilecek. Bunun da büyük katkısı olacağını düşünüyorum. Zaten sayın Tamer de ilk anda hedeflerinin yüzde 8-10 civarında bir artış yakalamak olduğunu ifade etti intaraktif oyunlarla. Kesintilerin getireceği artışı da eklersek, yukarıda bahsettiğim paralellik çerçevesinde her şey yukarı doğru tırmanmaya başlayacak. Bayiler rahatlatılacak. TJK yeni yatırımlar yapma fırsatı bulacak. Antalya'ya hipodrom yapılması gündemde. Gece yarışları ve enternasyonel yarışlarının sayısı artırılacak. TJK, medyada kendi sesini ve tanıtımını daha çok duyurabilme şansı elde edecek. Bunlar hep parayla ilgili şeyler. EN azından ben böyle olacağını ümit ediyorum, beklentilerim hep iyimser. Yakın bir süreçte at yarışlarının cazibesini yeniden artırmasını bekliyorum, kesintiler ve interaktif oyunlarla ilgili gelişmelerle birlikte.

- Basında at yarışlarına verilen değer ne ?

Bu aslında çok tekdüze görünse de, bence çok kapsamlı bir konu. Basında at yarışlarına verilen değer, ülkenin ekonomik ve sosyal yapısına göre belirleniyor. Aslında yıllar öncesiyle kıyaslarsanız, at yarışları basında yer alma konusunda aşama kaydetmiş görünüyor. Ama burada, gazetelerin tiraj kaygısını unutmamak gerekir. Gazeteler, popülaritesini geçmiş dönemde sürekli artıran at yarışlarının okuyucu kitlesinin farkına vararak, sütunlarını hatta sayfalarını at yarışlarına açmıştır, bu bir gerçek. At yarışlarının ayrı bir okuyucusunun olduğu da bir gerçek. Ama bu ülkede insanlar, spor karşılaşmalarının yorumlarını okumak için spor gazetesi alıyorlar. At yarışı eki veren gazeteleri ise, yarışlarını takip ederek oyun oynayabilmek için. Arada fark var. Hiç kimse 'acaba bugün at yarışlarıyla ilgili ne gelişmeler olmuş, hangi jokeyin veya atçının röportajı var acaba, dün aygırlarımızdan Sri Pekan'ın yavrusu İngiltere'de GR.II'de koşmuştu, acaba ne olmuş?' gibi düşüncelerle almaz bizim eklerimizi. Amaç tahminlere bakmak, günlük yorumları okumak ve dersini çalışmaktır. İşte çoğunlukla böyle bir kesime hitap ettiğimizden, ne kendimizi istediğimiz gibi geliştirebiliyoruz, ne arkadan profesyonel yarış yazarı yetiştirebiliyoruz, ne istediklerimizi yapabiliyoruz, ne de çağdaş 'yarış yazarlığı' konusunda önümüzü açabiliyoruz. Bizden beklenen iyi tahmin, hatasız bülten hazırlama. Hiç haber yapmayıp röportaj vermesek kimse bir şey diyebilir mi? Sonuçta biz bir bülteniz. Ama at yarışlarının normal gazete sayfalarına taşınması pek de kolay bir iş değil. Çünkü at yarışları ülkemizde futbol kadar popüler değil. Kaldı ki halter veya karate ile ilgili bir haber dahi gazetenin içinde yer bulurken, at yarışlarıyla ilgili haberleri biz renkli sayfalara taşıma konusunda hala sıkıntılıyız.Yine de kendi adımıza elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Toplumun kültür seviyesinin artması, at yarışlarının modern gelişimini sağlamasıyla, basında da mutlaka yenilikler ve değişiklikler olacaktır. Ama şu anda bundan daha iyisini ummak hayalperestlik olur.

- Gazetenizde yapmak istedikleriniz neler ?

Bu sorunun cevabı yukarıda var zaten. Biz gazete olarak, bir çok şeye öncülük ettik at yarışlarında. Şimdi sayfamızın şekli, istatistikleri veriş şeklimiz takip ediliyor. Bazı yöneticilerin 'FANATİK nasıl veriyorsa, birebir yapın' dediği haberini alıyoruz. Bu yüzden benim için yenilik kaçınılmaz bir şey. Çünkü her zaman farklı olmayı sevmişimdir. Bir şeyi siz yaptıktan sonra onun benzerinin yapılması güzel bir duygu. O yüzden benim kafamda sürekli yeni bir şeyler vardır mutlaka. Bunun dıyında ben yarışseverlere at yarışlarını temelden anlatmak gerekir diye düşünüyorum. Yani atı, atçıyı, hipodromu, antrenörleri, seyisleri, at sahiplerini, sabahları ayazda sahada toz toprak yutanları... İnsanlar öğrenmeli. Bir yarış atı nasıl beslenir, gününü nasıl geçirir? Hasta olduğu nasıl anlaşılır? Sevgisini nasıl gösterir? Sevinince ne yapar? Bir at nasıl hazırlanır, bir taya koşmak nasıl öğretilir? Bunun gibi temel konular dışında orjin ve pedigree bilgileri, geçmişe yönelik bazı bilgiler... Yani aklınıza daha yüzlerce şey gelebilir. Belli bir formda bu konuları işleyerek at yarışları hakkında yarışseverlere de bilgi akışı sağlanabilir. İnsanların at yarışlarına olan bakışı, atlara olan sevgisi artırılabilir. Bu bilgiler ışığında yarışseverler için doğacak ve koşacak her tay, ayrı bir inceleme konusu olacaktır. Daha severek ve daha bilgili bir şekilde, daha çok zevk alarak yapabilirler çalışmalarını. Tekdüzelikten yana biri değilim. İnsanların alışkanlıklarını değiştirmeden, cazibenizi korumanız lazım. Geçen ay Genel Yayın Koordinatörümüze bir teklif götürdüm, İstanbul sezonunda Sergen başta olmak üzere her hafta Pazar günleri iki-üç futbolcu, iki güç sanatçıdan at yarışı tahminleri alalım. Hani şimdi moda ya, iddaa'da yapıyorlar. Önce hoşlarına gitti. Ama sonra at yarışlarında haftada bir tahmin verebilecek sanatçı ya da futbolcu bulmak zor olacağı için şimdilik vazgeçtik. Ben sayfa sayısını yorumcuları ve istatistiki bilgileri de çoğaltmayı sürekli düşünüyorum. Ama burada tek başınıza karar veremiyorsunuz. Belirli bir maliyet artışı söz konusu. Buna bağlı olarak çalışma süreniz artacak, işiniz yoğunlaşacak. Bunlar bir yere kadar önemli değil, ama özellikle yönetim kadrosunun desteğini alabilmek çok önemli. Şu anda bulunduğumuz yer belli. Bu nedenle yeni bir maliyet artışını göze almak pek de cazip değil onlar açısından haklı olarak, çünkü zaten Türkiye'de at yarışı oynayan kesimin FANATİK okuyucusu olanı artık oturmuş durumda. Bununla birlikte bir gün bahsettiğim şeyleri okuyucularımız FANATİK'te görürlerse de şaşırmasınlar. Çünkü bunlar hep kafamızda olan, ancak zaman yetersizliği ve çeşitli olanaksızlıklar nedeniyle hayata geçiremediğimiz şeyler.

- Magazinle at yarışlarını birleştirmek Türk halkının at yarışlarına bakış açısına olumlu etkiler yapar mı ?

Yakın zamanda TJK TV'de bunun örneklerini görüyoruz. Koşu aralarında jokeylerle yapılan sohbetler, aygırlarımızla ilgili verilen bilgiler, buna benzer şeyler yapılıyor. Magazin zaten bizim günlük hayatımızda var. Televizyon programları magazinden geçilmiyor. Her gün at yarışı olduğunu düşünürsek, sonuçta at yarışlarının da magazinsel bir yönü var mutlaka. Magazin hayatın bir parçasıysa, at yarışlarının magazinsel yönünü neden vermeyelim? Onun da kendine özgü bir okuyucu kitlesi ya da isteyeni olacaktır mutlaka. Bunların zaten okuyucuların beklediği şeyler olduğunu düşünüyorum. Ben Halis Karataş'ı veya Sadettin Boyraz'ı hipdroma gidersem haftada iki üç gün görebilirim, ama Denizli'deki, Muğla'daki yarışsever de onları tanımak, onlar hakkında bazı şeyler öğrenmek ister doğal olarak. Ama bu bizim için de bir zaman meselesi. Her an her istediğiniz kişiyi bulmanız mümkün olmuyor, sürekli olarak seyahat halindeler. Ya da biz İstanbul'dayken sürekli İzmir, Adana veya Ankara'ya gitmemiz mümkün değil. Bu yüzden bizler için de yaz sezonu magazine başlamak için en uygun zaman. Üstelik at yarışlarının güzelliğini başka bir bakış açısından yansıtabiliriz magazin yoluyla. Örneğin konuşan fotoğraflar gibi. Bir şampiyonun hayatı, başarıları gibi. Bir açık koşunun öncesi, foto finişi ve sonrasıyla fotoromanı gibi... Nostalji yapılabilir, yani bir çok şey yapılabilir ve bu mutlaka insanların at yarışlarına olan tutkusunu daha da sağlamlaştıracak, ya da ilgiyi artıracaktır, bundan eminim.

-Son olarak söylemek istedikleriniz, bir mesajınız var mı ?

Öncelikle tüm Son Düzlük üyelerine sevgilerimi yolluyorum. Ben 8 yılı aşan editörlüğüm boyunca öğrendiklerime her gün bir şeyler katmaya devam ediyorum. Ama öğrendiğim ve hiç değişmeyen bir şey var: En iyi tahminci, oyuncunun kendisidir. Bu nedenle müşterek bahislere katılan arkadaşlara önereceğim şey, derslerini iyi çalışmaları, hislerine güvenmeleri ve sonuçta bunun da bir şans oyunu olduğunu kabullenmeleridir.

Sevgili Güngör Abi'min dediği gibi:
Şansın yoksa, 1 liralık altılıyı 5000 liraya bulamazsın. Şansın varsa, 5000 liralık altılı, 1 liraya gelir seni bulur.

Ayrıca sitenin ilk röportaj konuğu olmak benim için ayrı bir zevk oldu, gurur duydum. Teşekkür ediyor, tüm arkadaşlara başarılar diliyorum.
 

Yorumlar  

 
0 #1 mahcan 08-06-2009 14:04
Ömer Bey'i tekrar ekranlarda görmek istyoruz.Kendisi gerçekten ilkeli,dürüst,s aygılı,efendi bir yayıncılık anlayışıyla kalbimizde taht kurmuştur. En yakın zamanda tekrar ve yeniden...
Alıntı
 

Yorum ekle

Yorumlarınız Türk Ceza Yasası ile genel örf, adet ve ahlaki değerlerimize uygun olmalıdır. Üye olmayanların yorumlarındaki bazı özellikler kısıtlıdır.


Güvenlik kodu
Yenile