Kategori: Röportajlarımız Yayın Tarihi Yazar: Administrator Gösterim: 3107
At yarışı futboldan sonra yıllardır bu memleketin en büyük tutkularından biri. Şöyle geriye doğru gittiğimde Johnny Guitar, Yavuzhan, Bold Pilot, Trapper, Caş,
Uzun süre sonra Veliefendi'nin
- Yarışsever sizin sesinizi tanıyor ama Taner Tomaçoğlu kimdir bilmiyor. Kısa bir özgemişinizi
15 Nisan 1972 İstanbul doğumluyum. İlk at yarışına ilgim sene 1996-97 ATV Kasımpaşa stüdyolarında başladı. Yarış programı yapan bir ağabeyimiz vardı radyoda. Benden seslendirme yapmamı istemişti. O dönem 100 milyar
- Ne kadar sürdü bu ara?
Yaklaşık 3-4 sene kadar. O dönem yurtdışına çıktım. Dönüşte

"TJK'DA PLAYSTATION PARTİLERİ MEŞHURDUR"
- Hipodromların sayısı artmaya başladı. Ankara, Bursa, İzmir, Adana... En son Diyarbakır'da da açıldı. İstanbul dışındaki yarışları kimler anlatıyor. Nöbet sisteminiz nasıl?
Öncelikle tüm hipodromlarda yarış anlattım. Bunun keyfini ve
- TJK spikeri olmak
Dışardan
- Yarış spikerliğine ilk başlayanların
İlk padok anlatımı ile başlanıyor. Çünkü standartı belli olan bir şeydir. Atlar koşmuyor orda. Tabii ki hareket ediyor ama koşmadıklarından spikerliğin ilk adımı için ideal bir başlangıç oluyor padok. Sonrasında koşu özeti gelir. Yaşanmış bir şeyin aktarımı olduğu için spikerin yavaş yavaş tecrübe kazanması anlamında önemlidir. Çünkü yorum da katmak gerekir. Akabinde günün sonunda koşu özetleri olur. Basamağın sonunda da yarış anlatımı gelir.
- At yarışının kendine özgü bir litaratürü var; "Sağrısında", "beyaz bayrak ayna", "son düzlük", "en dış kulvardan koptu geldi" vs.. Bu kelimeler yarış anlatımında yarışseverlerin en çok duyduğu kelimeler. Bu tür kelimelere sizin de katkınız oldu mu 4 yıllık spikerlik geçmişinizde?
Tabii her spikerin kendine özgü bir anlatımı var; Yüksel Saymaz, Kaan Kıynak, Taner Tomaçoğlu.. İyi
Bana gelirsek, ben daha çok kelime
At yarışının jargonu gerçekten çok
TJK tarafından bir dönem Can Gürzap'ın başında olduğu Dialog diksiyon kursuna gönderildik. Ses nefes teknikleri, diyafram

"KAFKASLI PADOKTA KENDİNİ HİÇ BELLİ ETMEZ"
- Yarış öncesi bir de padokta atların tanıtımını yapıyorsunuz. "Kazanacak at padokta kendini belli eder" derler. Tecrübeli bir gözlemci olarak yarışseverlere bu
Atlar gerçekten dünyadaki en hassas varlıklardan bir tanesi. Hepsinin ayrı karakterleri var, bunu zamanla
- Yarış atlarını forma numarası olmadan tanımak mümkün müdür?
Bir kaç at dışında ben tanıyamam. Çünkü yüzlerce at kalabalığı arasında seçmek, tanımak imkansız gibi birşeydir. Ancak çok değerli ağabeyimiz olan İrfan Umut'un çoğu atı tanıdığı söylenir.
- İlk yarışınızı sormak istiyorum. Hangi hipodromda anlattınız, kim kazandı?
İstanbul Veliefendi Hipodromu'nda anlatmıştım. 2006 yılı
- Spiker açısından yarışın kısa-uzun olması ya da Arap-İngiliz olması önemli midir?
Çok önemlidir. Her yarış spikerinin bir tarzı var. Ben mesela uzun mesafe yarışı daha çok severim. Ama pek çok spiker arkadaşım sevmez.
- Sprintini çok sevdiğiniz, size anlatması keyif veren atlar hangileri?
İlk aklıma gelen İngilizlerden Sabırlı ve Hücum. İki safkanın da sprintlerini çok beğenirdim. Son düzlükte o umudu hep size verirler. Birden ortaya çıkıp mükemmel sprint atarak kalitelerini gösterirlerdi. Araplarda ise Kafkaslı ve Hayatım iyi sprint atan safkanlar.
- Cangıl'ı nasıl buluyorsunuz? Yaşıtlarına göre çok sivrildi ve çok iyi sprint atıyor. Üzerinde de Selim Kaya olunca biraz Kafkaslı'yı anımsatıyor.
Evet, Cangıl 3 yaşlı Araplar içinde şu an en iyiler arasında. Ama biraz daha beklemek gerekli, karakterinin tam otuması açısından. Mesela Bold Pilot'ın taylığı ile sonraki dönemi farklıdır. Taylık döneminde Beretta'ya üst üste geçilmişliği vardı. Ancak sonrasında müthiş keyif veren yarışlarını izledik. Gazi'deki rekoru hala kırılabilmiş değil.
"TOKAÇOĞLU FORMASINI FAZLASIYLA TERLETİR"
- Biraz da jokeyler hakkında
Gökhan Kocakaya bu yıl flaş yarışlara imza attı. Son dönemde zekasını yarışlara taşıyabilen çok önemli bir jokey. Sonlarda çok iyi geliyor. Cankılıç'ın stiline benziyor biraz. Çoğu yarışında bekleme yapıyor, ama insanın da yüreğini ağzına getirdiği oluyor.
Turgay Alıcı ve Ahmet Gökçe yetenekli aprantiler. Gelecek vaadediyorlar. Yine boy handikapına rağmen Ayhan Kurşun da ilerisi için umut veriyor. Onda biraz Karataş tarzı biniş şekli var.
Özcan Yıldırım'ı da beğenirim. Ata binişiyle çalışkanlığı ile dikkat çeker. Barış Kurdu'yu hem kişilik olarak hem de jokeyliliği ile bende ayrı yeri vardır.
Kadir Tokaçoğlu mesela bütün enerjini verir ata. İyi atla buluşmamıştır, kazanamayabilir. Ama onun mücadelesini, emeğini yarış izlerken fazlasıyla görürsünüz. Futbolda derler ya,
Selim Kaya çok zeki bir jokeydir. Ailesi atçılıkla uğraştığı için çok at binerek kendini inanılmaz geliştirdi.
Atları tanımak çok önemli tabii. Halis Karataş bu
"ADANA'NIN KEYFİ BAŞKA OLUR"
- En çok keyif alarak anlattığınız hipodromları sıralanızı istesem nasıl bir sıralama yaparsınız?
Adana benim için daha ön plandadır. Herşeyin çok iyi ayarlandığı bir hipodromdur. Güzel bir Adana gününde hipodrom hiç boş kalmaz. Gerek yarış anlattığımız yer açısından, gerek pistin yakınlığı ile daha keyif alırım orda. Sonra İstanbul gelir. Veliefendi yarışçılığın kalbidir zaten ama daha zordur. Çünkü herkesin dikkati burdadır. Ankara hipodromunda tribünler ile pistler arasında mesafenin uzak olması nedeniyle yarışseverler koşulara tam kendini veremez mesela. Ama spikerler açısında son derece rahat bir yerdir, terası vardır.
Tabii ki bir spikerin hipodrom seçmesi veya bir tarafa bir dikkat, diğer tarafa iki dikkat diye bir seçimi olamaz. Bizim amacımız her yarışı hatasız ve aynı
- Gece yarışlarının başlaması sizin işinizi zorlaştırdı mı?
İzmir'de ilk gece yarışları başlarken endişeliydik. Acaba formaları görebilecek miyiz, parlama olur mu, ışıklandırma ile ilgili ölü noktalar yaşar mıyız diye tereddütlerimiz vardı. Ancak ışıklandırmanın kaliteli olması, ölü noktaların olmaması ile korktuğumuz başımıza gelmedi. Gündüz nasıl rahat anlatıyorsak, gece de o rahatlıkla sorunsuz bir şekilde yarışları anlatıyoruz.
- İstanbul'a sentetik pist yapıldı. Bu konuda olumlu-olumsuz eleştiriler oldu. Sizin yorumunuz nedir?
Ben olumlu bakıyorum. Yurt dışındaki benzer örnekleri baz alınarak en modern olanı yapıldı İstanbul'a. Uzun bir süre üzerinde çalışıldı, çok emek harcandı bu işe. Doğa olaylarının pist şartlarını etkilememesi ve atların daha sağlıklı koşması açısından iyi oldu bence. Yağmur yağdığında diğer pistler gibi çamur olmuyor örneğin. Sezon boyunca standartını koruyan bir pist olması yarışsever için de iyi birşey. Atların performans kıyaslaması daha sağlıklı yapılıcak demektir bu.
- Yarışseverlerin en büyük şikayeti safkanların çok istikrarlı olmaması. Yarış spikeri olarak bu konuda neler söylemek istersiniz?
At yarışı bana göre tamamen kısmet işi. Hani bazı efsanler vardır. Bilmem şu atın ahırından aradılar, şöyle böyle koşacakmış.. Bunlara çok kulak vermesinler. Sonuçta iki canlı, at ve jokey koşuyor. İkisinin de gününde olması gerekir. At çok iyidir o gün ama jokeyinin kafasında sorunlar vardır, birisiyle bozuşmuştur. Kendini tam veremez yarışa ve istenilen performansı o için gösteremez. Ya da tam tersi, jokeyi ne kadar formda ve gününde olursa olsun, atın ufacık bir problemi vardır ve o gün teşvik etsen de beklentilerin altında koşabilir. Sonuçta bir yarış ortalama 2 dakikada bitiyor. Bu süreçte iki canlının da çok iyi bütünleşip tam kapasite ile kendini yarışa vermesi gerekiyor.
"KOCAKAYA ZEPKA'YA YALVARIYOR!"
- Bu noktada atları da iyi tanımak gerekli diye düşünüyorum. Jokeylerin atların huyunu, karekterini bilmesi gerekiyor.
Atları tanımak ve onların huylarını bilmek inanın çok önemli. Yaşadığım çok güzel bir örnek var bu konuda. Zepka çok ilginç bir tay. Ankara'dan beri takip ediyoruz ve yakından tanıyoruz kendisini. Son 300'e gelene kadar sanki rakipleri 5 gündür koşuyor, o ise yarışa yeni başlıyor gibi. Çok rahat geliyor son düzlüğe kadar. Fakat bir özelliği var bu tayın, teşviki hiç sevmiyor. Bu konuda çok aksi. Ankara'dan sonra İstanbul'da koşmaya başladı ve üzerinde Gökhan Kocakaya var. İlk yarışını yüksek ganyanla kazanmıştı. Bahsettiğim koşuda ise günün bankosu konumunda. Doğal olarak Kocakaya'da baskı oluşuyor. Yarışın son metrelerinde baktık Gökhan, Zepka ile konuşuyor. Yalvarıyor adeta. Ağır çekimde izlerken yarışı daha net görünüyor. Çünkü yine Zepka son düzlüğe çok rahat çıktı ancak sonra hiçbir teşviğe cevap vermedi ve adeta durdu. Gökhan yalvarıyor adeta ata. Neyse yarışı Zepka zor da olsa kazandı. Sonra Gökhan'a bunu sordum ben, ne konuştun atla diye? Bana cevabı şöyleydi: "Hadi kızım, hadi canım diye yalvardım ağabey. Bağırmaktan sesim gitti. Son düzlüğe o kadar rahat çıkmamıza rağmen birden durdu at. Kolay değil, tüm gazeteler günün bankosu olarak vermiş. Yalvara yalvara potaya attık neyse ki Zepka'yı. Kırbaç vursam, küsüyor. Çok iyi tanıyorum çünkü tayı."
- Jokeyler atları nasıl tercih ediyor? Bazı jokeylerin menajerlik sistemine geçtiğini biliyoruz.
Evet artık birçok jokeyin menajeri var. Ve at tercihi yaparken bu menajerler at sahipleri ile diyaloğa geçiyor. Halis Karataş'ı örnek verirsek, anlaşmalı olduğu eküriler var. Eğer bu ekürilerin atı o yarışta koşuyorsa ona biniyor. Koşmuyorsa menajeri ile birlikte değerlendirme yapıp, ona göre karar veriyorlar. Zaten at sahipleri de iyi jokey ister atları için. Bu nedenle Karataş'ı öncelikle düşünürler. Halis ağabey çok kaliteli bir insan, çok başarılı bir jokey. Ona at teslim etmek, kimsede soru işareti bırakmaz. O günkü yükselen değer kimse, tabii ki at sahiplerinin de gözünden kaçmaz. Ve atlarını fomda olan jokeye vermek isterler.
- Foto-finish konusunda bazı yarışseverlerin kuşkusu oluyor. TV'den izlerken kazanmış olarak görünen at, foto-finish'te kaybetmiş olabiliyor. Bu konuya açıklık getirebilir misiniz?
Biz spikerler olarak yarışın son metrelerinde atlar çok yakın farklar ile fotaya girdiğinde net birşey söylemeyiz. Çünkü göz yanılgısı olabiliyor. TV'den bakıldığında ise kamera açısı gözleri aldatabiliyor. İçerdeki at öndeymiş gibi görünür ama esasında dışardaki at daha önde olabiliyor. Sonuçta aksiyon farkıdır bu. Her şehrin kamera açısı farklı ve bu da yarışseveri yanıltabiliyor. Bu konuda hiç kimsenin şüphesi olmasın. Çok hassas ve sıkı kontrollerin yapıldığı bir cihazdır.
Geçmişte bu konu ile ilgili bazı spiker arkadaşlarımızın da yanıldığı oldu. Anlatırken içerdeki at kazandı diye yarış bitiriliyor. Sonra foto-finish ekrana yansıyınca dışardan gelen atın kazandığı ortaya çıkıyor. TJK bu konuda çok titiz olduğu için yanlış yapılmaması yönünde biz spikerlere bu anlamda uyarılar yapılıyor. Bazen atın kazandığı çok ortada oluyor ancak garanti olsun diye fotoya kaldı diyebiliyoruz.
- İstanbul yarışlarında artık At takip sistemi uygulaması altında, Trakus sistemi uygulanıyor. Hem yarışsever için hem siz spikerler için kolaylık olmuştur diye düşünüyorum.
Trakus gerçekten çok önemli avantajlar yarattı. Hangi atın öne geçtiği, hangi tempoyla gittikleri gibi çok önemli veriler sağlanıyor bu sistemle. Ama biz spikerler için her zaman dürbün ve göz daha önemli ve öncelikli. Ben açıkcası gerek görmedikçe trakusa bakmıyorum. Çünkü gerçek spikerlik dürbünle gördüğünüzü aktarabilme yeteneğidir.
- At yarışı denildiğinde bazı kesim şikenin döndüğünü söylüyor. Dürbünle tüm yarışları takip eden biri olarak, sizce şike olayları var mı bu camiada?
Hayır kesinlikle yok. Ben bu camianın 4-5 yıldır içindeyim, ne şahit oldum, ne de duydum. Gerek foto-finish cihazının sıkı kontrolü ve emsalinin en iyisinin hipodromlarımızda bulunması, gerekse Komiserler Kurulu'nun çok iyi yarışları takip etmesi bu tür kuşkuların ben de oluşmasını önlemiştir. Onlarca kamelardan yarışlar izleniyor. Sadece yarışı ilk dörde giren atlara bakılmıyor. Yarışın her anı takip ediliyor. Zaten koşu ikramiyelerinin bu kadar yüksek olduğu yarışlarda jokeylerimiz de böyle birşeye kalkışmazlar. İnsan ekmek kazandığı işine saygısızlık etmez. Zaten böyle birşey olsa bu kadar teknolojinin içinde yaşadığımız bir dönemde hemen ortaya çıkar diye düşünüyorum.
- Hiç Gazi Koşusu anlattınız mı?
Maiden koşu ile Gazi Koşusu arasında işin ciddiyeti anlamında benim için bir fark yok. Ancak bu sene kısmetse anlatmayı istiyorum. Çünkü burada hiyerarşik bir sıra var. Doğal olarak bizden tecrübeli spikerlerin önceliği söz konusu. Tabii ki son dönemdeki spikerlerin performansları da çok önemli. Bu sene veya sonraki yıllarda kesinlikle Gazi anlatmak istiyorum. İlerde torunlarımıza bu Gazi yarışını ben anlattım demek güzel olur diye düşünüyorum.
"ATLAR TEK TEK YOK OLUYOR!"
- Yarış anlatımı sırasında ilginç anılarınız var mı?
Bir gün Bursa'da Kaan Kıynak ile yarış anlatıyoruz. Birden yağmur yağdı. Ama böyle bir yağmuru ben bu yaşıma kadar görmedim. Rüzgar da çıktı, ve üstüne bir de sis çöktü. Göz gözü görmüyor. Biz yarış iptal olur diye bekliyoruz. Jokeyler yağmur ve rüzgardan yerlerinde duramıyor, sırıl sıklam oldular. Yarış koşuldu ama uzaktan bizim görmemiz mümkün değil. O yarışı nasıl anlattık hala aklım almıyor. İnanılmaz bir gündü benim için. Atların hiç biri görünmüyor. Bu gibi durumlarda artık biraz da ezber bir anlatım oluyor. Atları çok iyi tanıdığımızdan bu at önde, hemen arkasında şu at var diye diye yarışı bitirdik (gülüşmeler). Bu da tecrübe işi işte. Bir şeyler anlatman lazım, yarışsever senden bunu bekliyor.
İngiltere yarışlarında başıma geldi birde bu sis olayı. Son 400'e giriliyor, baktım atlar yok oluyor! Sis bulutu bir kapladı ortalığı, atları tek tek yutuyor. Tabii İngiltere yarışları olduğu için yarışsever nasıl TV'den takip ediyorsa, ben de TV'de izleyip anlatıyorum yarışı. Kamera açısı da çok kötü. O sırada doğa olaylarını anlatmaya başlıyorsunuz. Çünkü o boşluğu doldurmak zorundasınız. yarışsevere komik gelebilecek durumlar olabiliyor doğal olarak ama yapacak birşey yok. Canlı yayın bu, herşey olabiliyor.
Diğer bir anım da, spikerliğin ilk zamanları.. Tahabatur diye bir at kaçıyor. Ben "Haberbatur kaçıyor, haberbatur kaçıyor.." diye anlatıyorum. Haberbatur onun babası tabii. O sırada çiftlikta yan gelip yatıyor Haberbatur, ben de onun kulaklarını çınlatıyorum (gülüşmeler). Yarışseveri eski günlerine götürdüm yani. 10 sene önceki yarışın bandını koymuşlar gibi bir durum oldu. Noltalji yarışı oldu bizimkisi. Sonra buradaki arkadaşlar uyardı beni, Tahabatur diye, öyle düzelttik.
Ş.Urfa yarışlarını anlatıyorum. Bir yarış var, 10 atın 9'unun forması sarı-kırmızı. G.Saray'ın eski parçalı forması gibi. Ve atların hepsi kır at. Koşmaya başladılar. Uzaktan görüntü şu, sanki sarı-kırmızı bir geçit töreni. hepsi birbirinin aynısı neredeyse. Napayım, nedeyim derken öndekilerin bir kaçını saydım. Ama forma numaraları da görünmüyor. Atların hepsini saymaya başladım bende. Sayma işlemi bitiyor, tekrar başlıyorum baştan saymaya. Yanımdaki spiker arkadaşıma ara ara bakıp teyit alıyorum. O da benden farksız, sonuçta hepsi aynı renk. Yapacak bir şey yok. Bir tek sarı-yeşil Ş.Urfaspor'un renklerini taşıyan bir at var onu gözüme kestirip ona göre anlatıyorum yarışı. Neyseki sarı-yeşilli at yarışı kazandı da beni büyük bir dertten kurtardı. Düşünsenize 2-3 tane sarı-kırmızılı at fotoya birlikte girse kimbilir neler yaşanacaktı.
- Yarış spikeri olduğunuzu öğrenen insanların size yaklaşımı nasıl oluyor. Hemen tüyo mu istiyorlar?
Öncelikle çok şaşırıp, inanamıyorlar. "Nasıl bu kadar hızlı konuşuyorsunuz" diyorlar. Sonra ki yaklaşım ise hemen "tüyo var mı?" sizde oluyor. Devamında da "şike oluyor mu" geliyor.
- İzinli olduğunuz günlerde neler yaparsınız?
İzinli günümde at yarışından uzak kalmayı tercih ediyorum. Keyifli bir kahvaltı yapmak, DVD'de film izlemek, kitap okumak, hava güzelse dışarıya çıkıp gezmek beni rahatlatıyor. Haftada bir iki gün de olsa bu izin günlerimi böyle değerlendiriyorum.
Röportaj: Bülent Çulhaoğlu / Sporx.com